Üye Giriş

Kullanıcı Adı / Öğrenci No:  
Parola  
 
Beni Unutma:
Şifremi Unuttum

Mezun İlköğretim Dershanesi'nden bütün ilköğretim 4. - 5. - 6. ve 7. sınıf öğrencilerine:

ÖDS

(Ödüllü Deneme Sınavı)

Sürpriz Ödüller
Büyük İndirimler
sizi bekliyor...

Tarih: 17 - 18 Ocak 2009

Adres: Ragıp Tüzün Cad. No: 159

Yenimahalle/ANKARA

Sınav tarihinden önce Sınav Giriş Kartınızı alınız...

www.mezunilkogretim.com  

KPSS Kursları - Lisans ve Lisans Sonrası Öğretim Programları

2008/4 KPSS Tercihlerinde Kafa Karışıklığına Son!

Mezun Akademi'de Ücretsiz Tercih Danışmanlığı var!...

Tıklayınız...

Öğretmen adaylarına özel % 20 indirimli kayıtlarımız devam ediyor. 

www.mezunakademi.com

Sadece  Matematik  Kaynakları Üretir.

 

Math Club Kolay ÖSS Matematik Soru Bankalarını Edindiniz mi?

 

Matematikle ilgili orijinal fikir ve eserlerinizi değerlendiriyoruz.

www.mathclub.com.tr

Birleşik Kitabevi

Kitaba Ulaşmanın En Kolay Yolu: 
Sanal Kitap Mağazanız

KİTAP YURDU

İnternet kitapçınız

 

   Toplam Ziyaretçi:442143

  Danışma Hattı

Ankara/Kızılay         0312 435 20 20
Ankara/Yenimahalle 0312 327 60 66
Adapazarı               0264 277 36 45
Antalya                   0242 322 55 30
Kırıkkale                  0318 212 10 02

HABERLER ve DUYURULAR

Üniversiteyi kazanmak 2009’da daha da kolay olacak...

Artı (+) Eğitim Dergisi'ne konuşan ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan “Gelecek yıl ÖSS’ye girecek öğrenciler bence daha da şanslı” dedi.

 

- ÖSS Piyango mu?

- Dershanelerin sistem içindeki yerini Yarımağan nasıl değerlendiriyor?

2008`de genel liselerin mezun vermeyecek olması bu sene ÖSS’ye girecek öğrenci sayısını 500 bin dolayında azalttı. Bu durumda 2008’de üniversiteyi kazanmanın “daha kolay” olduğunu, özellikle düşük puanlı bölümlere yönelen adayların yerleşme şansının yükseleceğini düşünen ve söyleyenlerin sayısı hiç az değil... Aynı konuyu ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan’a sorduğumuzda, “Gelecek yıl ÖSS’ye girecek öğrenciler bence daha da şanslı” yanıtı aldık.

Ortaöğretimin dört yıla çıkmasıyla 2008’de genel liselerin mezun vermeyecek olması, bu sene ÖSS’ye katılan adayların sayısında tam olarak ne oranda bir düşüşe neden oldu?

Yıllar itibarıyla değişmekle birlikte bize son sınıf düzeyinde başvuran öğrenci sayısı geçen yıl 800 bini aşmıştı. Bu sene bu sayı 500 bin kadar azaldı. Fakat buna karşılık hiçbir yere yerleşmemiş, bir yere yerleşip okumakta olan ve hatta mezun olmuş olanların başvurularında 380 bin dolayında artış oldu. O zaman ikisinin toplam etkisine baktığımızda 120 bin dolayında bir azalma oldu. Bu nedenle açıkçası bu yıl biz beklediğimiz azalmayı elde edemedik. Bunun sonuçları asıl gelecek yıl görülecek; gelecek yıl ÖSS’ye girecek öğrenciler bence daha da şanslılar. Çünkü, bundan önceki yıllarda sınava eski öğrenciler geliyordu, artı 700-800 bin dolayında da o yılın mezunları geliyordu. Ve biz bunların yaklaşık 600 binini yerleştirebiliyorduk. Dolayısıyla yerleşemeyen ve umduğunu bulamayanlar bir sonraki yıla kalıyordu. Bu sene kontenjan artışlarıyla birlikte yaklaşık 700 bin dolayında bir yerleştirme bekliyorum. Son sınıf düzeyindeki mezun sayısı bu yıl az olduğu için eski mezunlardan da epeyce yerleşen olacak, dolayısıyla gelecek yıl başvuru sayısının 1.5 milyonun altına ineceğini düşünüyorum. Bu başvurularda da aslan payı, başvuruların yarıdan çoğu son sınıflarda olacak. Dolayısıyla bu sefer onların şansı yüksek olacak.
 
SINAVSIZ GİRİLEBİLEN BÖLÜMLER OLMALI
 

Biliyorsunuz, bu alanda Türkiye’de dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan bir arz-talep dengesizliği var. Diğer ülkelerin hiçbirinde üniversitede okumak isteyenler ile onlara sunulan sandalyeler arasında bizdeki kadar dengesizlik yok. O yüzden oralarda üniversiteye yerleşen öğrencilerin büyük kısmı liseden mezun oldukları yıl yerleşiyorlar. Bizde ise neredeyse öğrencilerin büyük kısmı birinci yıl değil, ikinci-üçüncü yıl yerleşiyor, bir kısmı da hiç yerleşemiyor. Ayrıca yerleşenler de bir daha yerleşmek için başvuruyor. Örneğin bu sene başvuranların 250 bini üniversitede okumakta olan öğrencilerdir; bulundukları programlardan memnun değiller ve şanslarını tekrar deniyorlar. Türkiye’nin bence ulaşması gereken hedef şu olmalı: Üniversitede sunulan imkanlarla üniversitede okumak isteyenlerin sayısı arasındaki fark azalmalı ve birtakım programlar sınavsız olmalı. Zaten fark azalırsa arz - talep dengesi ister istemez bazı programlara talebi azaltacaktır. Talebin azaldığı programların sınavsız olması lazım. Böylece çok iddialı olmayan, çok zor girilen ve zor okunan programlara gitmek istemeyenler sınavsız girerek yükseköğrenim yapabilmeliler. Yüksek öğrenim derken, bu iki yıl da olabilir, üç, dört, beş yıl da olabilir; hepsi benim gözümde yüksek öğrenimdir. Yani herkesin dört ya da beş yıl okuması şart değil. Dünyada da bu böyle; çoğunluk uygulamalı eğitim görüyor, daha kısa süreli okuyor. Bu duruma gelirsek bizde de sınavla girilen yerlerin sayısı azalacaktır. 500 bin kişilik kontenjan sınavsız girilen yerlerden oluşursa ve sınavla girilen yerlerin sayısını da örneğin 100-200 bine indirirsek o zaman sınavla girilen bu 100-200 bin kontenjan biraz iddialı, biraz çalışkan, bilgili adaylara yönelik olacaktır. Bu kontenjanlar için de 200-300 bin kişi sınava girer, dolayısıyla toplumu daha az rahatsız eden, daha sınırlı bir sınav ve onun yanında sınavsız girme imkanı sağlanmasıyla diğer ülkeler düzeyine gelmiş oluruz. İnşallah bu konuda planlar programlar yapılır. Çünkü bunları ben söylüyorum ama, “Türkiye şu tarihte bu noktaya gelmeyi amaçlıyor” veya “şu tarihte şu noktaya gelmeyi amaçlıyor” diye bir hedef maalesef yok.

500 bin kontenjanın sınavsız girişe ayrılabilmesinin zorluğu nedeniyle bunun bir formülü üretilemiyordur belki de..?

- Tabii bu konuda çeşitli birimlerin çok iyi diyalog içinde olması lazım. Bugün örneğin YÖK, kontenjanları artırmak istiyor. Daha çok şeyler yapmak istiyor, ama imkanlar kısıtlı. Nitekim kontenjanlarda bu yıl için % 25’lik artış yapıldığı ifade ediliyor, üniversiteler buna bile şiddetle karşı çıkıyorlar. Çünkü eğer kontenjanlar % 25 artırılacaksa bunun üç yıl, beş yıl önceden belli olup, buna göre planlar yapılıp, öğretim elemanı yetiştirilmesi gerekirdi. Öğretim elemanı yetişmesi için en az beş, daha sağlıklı biçimde on yıla ihtiyaç var. Çünkü bunları seçeceksiniz, master yapacaklar, doktora yapacaklar, doktorasını bitiren bir öğretim elemanı da hemen çok verimli olabilecek düzeye gelemez. Dolayısıyla bir on yıl sonrayı hedefleyip planlamalar, çalışmalar yapılması gerekir.

Kontenjan artışı aceleye mi geldi diyorsunuz?

Ben bu artışa geçici diyorum, kalıcı bir şey değil ve küçük bir çözüm.


KONTENJAN ARTIŞLARI İŞSİZLİĞE YOL AÇAR MI?

Kontenjan artışlarının işsizliğe yol açacağı şeklinde değerlendirmeler yansıdı basına. “Yüksek öğretimde ihtiyaçtan fazla öğrenci okutursak bunlar ilerde iş bulmakta zorluk çekecektir” deniyor. Bu konudaki düşüncenizi öğrenebilir miyiz?


Eğer Türkiye ihtiyacına göre yüksek öğrenim imkanı sunarsa bugünkü kontenjanların bir çoğu azalır. Örneğin bugün ihtiyacın çok fazlası, ziraat mühendisi, inşaat mühendisi, su ürünleri uzmanı vs. yetiştiriyoruz. Türkiye’deki metalürji mezunlarının sayısı Türkiye ihtiyacının çok üstünde, hatta örneğin ABD’dekinden çok metalürji mezunumuz olduğu söyleniyor. Eğer bu açıdan bakarsanız Türkiye’nin yüksek öğrenim kontenjanlarını azaltması gerekecek. Ama benim görüşüme göre bu ikisini birlikte düşünmemek gerekir. Yani önce şirketler kurulsun, inşaatlar yapılsın, inşaat mühendisi ihtiyacı ortaya çıkacağı anlaşılsın, ondan sonra inşaat mühendisi yetiştirelim derseniz geri kalırsınız. Ben şunu söylüyorum: İnşaat mühendislerini yetiştirelim ama onlara peşinen de söyleyelim: Özellikle devlet size iş veremeyecek, bu mezunların hepsine devletin iş vermesi mümkün değil. Mevcut özel sektör de mezunların hepsine iş verecek düzeyde değil. Ama bu mezunlar yeni bilgi düzeyleriyle kendileri iş kurma imkanına sahip olacaklar. Almanya’nın şimdilerde 500 bin nitelikli uzman eleman ihtiyacı olduğu ifade ediliyor. Bu elemanlar Almanya dışı çeşitli ülkelerden gelecekler. Türkiye’de bu nitelikte insanlar varsa, buna Türkler de talip olabilir. O yüzden ihtiyaç kadar mı üniversite kontenjanı açacağız, yoksa kontenjanları ihtiyacın fazlasında açıp bu potansiyeli ülke gelişmesinin bir motoru haline mi getireceğiz. Bu konuda da anlaşmak lazım.

Üniversiteleri biraz serbest bırakmak, nasıl bir öğrenci ve nasıl bir eğitim istiyorlarsa öğrenci profiline ona göre kendilerinin karar vermesine imkan sağlamak gerektiğini sık sık dile getiriyorsunuz...

Evet ama bugünkü tabloda onu yapamıyorsunuz. 1.7 - 1.8 milyon kişi başvuruyor, siz bunların ancak 600 binini yerleştiriyorsunuz, ki bunun 200 bini açık öğretim... Yerleşenlerin en az üçte biri, belki yarısı istedikleri yere yerleşemiyorlar, bir fırsat bulsalar tekrar sınava girecekler. İşte bu tabloda çok fazla rasyonel bir iş yapamıyorsunuz. Eğer liseyi bitirip üniversite okumak isteyenlerin % 80-90’ı mezun oldukları yıl bir programa yerleşme imkanı bulursa, bunun da önemli bir kısmı sınavsız yerleşirse, o zaman sınavsız yerleşmede üniversiteler kendi koşullarını koyacaklardır. Sınav olmaması demek hiçbir koşulun olmaması anlamına gelmez. Örneğin diyeceklerdir ki, “şu okulların şu alanından en az şu kadar ortalama ile mezun olan öğrencilerin başvurularını bekliyoruz. Bunun merkezi bir otorite tarafından belirlenmesine gerek yok. Üniversiteden üniversiteye, bölümden bölüme bu değişecektir. Sınavla öğrenci alanlarda da bence benzer bir serbesti olması lazım. Tabii ideal durum, bir sınav yapıp bu sınavın sonucuna göre öğrencilerin başvuru yapması, ön kayıt yaptırması ve üniversitelerin kendi yerleştirmelerini kendilerinin yapmasıdır. Eğer bu yapılamıyorsa, merkezi bir yerleştirme yapılsa bile bu durumda ben üniversitelerin, bölümlerin kendi puan türlerini kendilerinin belirleyebilmeleri gerektiğini söylüyorum. Bugün biz örneğin “Sayısal 2” diye bir puan türü tanımlıyoruz ve diyoruz ki, fen-mühendislik alanında eğitim veren tüm yüksek öğretim programları bu puan türüne göre öğrenci alacaklardır. Böyle olunca da örneğin bir bilgisayar mühendisliği öğrencisiyle tıp fakültesi öğrencisini aynı ölçüye göre seçmiş oluyoruz. Oysa bu iki programın öğrenci profili birbirinden çok farklı olmalı. Birincisi mühendislik, matematik, yazılım ve mantık üzerine üretim yapacak bir program, hekimlik ise örrneğin kimyanın, biyolojinin etkisinin çok daha fazla olduğu bir eğitim alanı...

Milli Eğitim Bakanlığı’nın lise bitirme sınavı ya da bakalorya sınavı gibi bir sınav koymasının sizi rahatlatacağını söylüyorsunuz. Bu aynı zamanda üniversitede sınavsız girilen programlar olabilmesinin ilk adımı da olacaktır sanırım..?

Bugün lise diplomasının belirgin bir anlamı olmadığı şeklinde şikayetler çok yaygın. Oysa lise diplomasının öğrencinin bilgi düzeyi konusunda, belli alanlarda belli konuları öğrenmiş olduğu konusunda, sahip olduğu yetenekler konusunda bir gösterge olması gerekir. Lise mezunu, belli düzeyde okuduğunu anlayan, yorum yapabilen, analiz-sentez yapabilen, belirli düzeyde fen bilimleri, matematik bilgisine sahip olan bir kişi olmalıdır. Diploma sahiplerinin hepsinin de belli bir minimum seviyenin üzerinde olması gerekir. Bugün maalesef bunun olmadığı, biraz kaba bir tabirle, okuma yazmayı bile zor bilen lise mezunlarının olduğu dile getiriliyor. Bugün örneğin bizim sistemimizdeki “160 puan” barajının gerekçesi de bu. Şöyle ki, örneğin Açık Öğretim Fakültesi, “Bana kaç kişi gelirse ben hepsini okutacağım” diyor. 300 bin kişi de gelse, 400 bin kişi de gelse okuturuz diyorlar. Koşul ne? “Lise mezunu olmak.” Peki niye sınavla alıyorsunuz o zaman? “Çünkü lise diplomasına güvenmiyoruz, hiç olmazsa sınava girsin, belli bir düzeyde olduğunu görelim!” diyorlar. Lise diplomasının zaten bu düzeyin göstergesi olması gerekmez mi? Maalesef olmadığı görülüyor. Eğer bakalorya sınavı gibi, lise bitirme sınavı gibi bir sınav olursa, bu bizi önemli ölçüde rahatlatacaktır. Ama aslına bakarsanız, bu sınavlar olmadan da benim dediğim gerçekleşebilir; yani Milli Eğitim Bakanlığı’nın daha ciddi bir denetim getirerek, eğiticileri, verilen notları ciddi olarak denetleyerek bunu sağlaması mümkün. Bugün liselerde notlar nasıl veriliyor, bilemiyorum! Bunlara tabii MEB ne kadar hakim, onlara karşı da haksızlık etmeyelim, onların da müfettişleri var, denetliyorlar, yapıyorlar ama demek ki bir miktar yetersiz kalıyor. Bazı okullarda öğretmen eksikliği var veya öğretmenin kendisi yetersiz, öğretemiyor. Bunun tipik örneklerini biz üniversite giriş sınavında görüyoruz. Bütün lise mezunlarının cevaplaması gereken bazı kolay sorular soruyoruz; örneğin kabaca 20 – (8-5) = ? gibi bir soru. Sekizden beşi çıkartacaksınız; üç kalacak. 20’den de 3’ü çıkartacaksınız; 17 kalacak, gibi... Aynen böyle bir soru 2006 sınavında vardı ve bunun doğru cevaplanma oranı % 52 oldu... Fen bilimlerinde bu durum çok daha belirgin: Olabilecek en kolay sorular sandığımız birkaç soruda cevaplanma oranı % 15-20... Bu düzeyde düşük olmasının bir nedeni de tabii ki, farklı alanlardan gelen öğrencilerin sınav taktiği icabı, “Sınavda vaktimi daha çok şu testlere harcayacağım, fen bilimlerine dokunmayacağım.” diyerek bu sorulara dokunmaması. Ama bir çoğu zaten dokunsa bile yapamayacak. 

”ÖSS, PİYANGO DEĞİL Kİ!”

- Lise bitirme sınavının uygulanması şunu mu sağlayacak: Bahsettiğiniz nitelikteki öğrencileri, yeterli olacakları güne kadar liseden mezun etmeyip, üniversite kapısı önündeki yığılmayı azaltmak..?

- Bakın ben bazı öğrencilerin ÖSS’ye girmesinden de rahatsızlık duyuyorum. Daha doğrusu, onlar adına üzülüyorum. Çünkü kazanma şansı son derece düşük. Açıkçası, adayların bir kısmı piyango bileti alır gibi sınava giriyor. Piyango biletinde herkesin belli bir kazanma şansı vardır; küçüktür ama vardır. Ama ÖSS piyango değil, bilgiye dayalı bir sınav. Bilgi düzeyi yetersiz olan bir kişinin çok başarılı olması veya istediği bir programa girecek düzeyde başarılı olma şansı neredeyse yok denecek kadar az. Ama umutsuzlukla şansını deniyor. Çünkü o çocuklara lisede bazı şeyler öğretilmemiş. Lise mezunu olarak iş bulamıyor, bulsa ve hayatını kazanabilse bir çoğu üniversite okumak istemeyecek aslında...

- Peki, ortaöğretim başarı puanını yükseltmek için öğrencilere bol keseden not verilen bir yapı içinde “lise bitirme sınavı” uygulaması yürüyebilir mi? Aynı kayırmalar lise bitirme sınavında da olmayacak mı?

- Tabii, uygulamanın başarısı, lise bitirme sınavının nasıl yapılacağına bağlı. Bakın, ben Milli Eğitim Bakanlığı’nın yaptığı sınavlarla ilgili şunu söylüyorum: Bakanlık OKS’yi kaldırıp yerine SBS’yi koydu, 6,7,8’inci sınıflarda üç yıl üstüste SBS yapacak. Üçü de test sınavı... Daha genç yaşta çocuklar testle tanışıyorlar. Ve okullarda öğretmenler ders sınavlarını da öğrenciler alışsın diye test sınavlarıyla yapmaya başlamışlar. O zaman biz çok kötü bir nesil yetiştirmeye başlarız. Aynı şeyi liseye de koyarsak ve lisenin sonunda da test üzerine bir bitirme sınavı yaparsak, o zaman öğrenci 10 yaşından başlayarak üniversiteye kadar tamamen test tekniğiyle eğitim görürse robot gibi bir nesil yetiştirmiş oluruz. Bunun da son derece kötü sonuçları olur. O yüzden Milli Eğitim Bakanlığı lise bitirme sınavı yapacaksa kesinlikle ve kesinlikle testten çıkması lazım. Ha, içinde arada birkaç tane de test sorusu da olabilir, ama hepsini testle yaptığınızda öğrenciyi olumsuz etkiliyorsunuz. Öğrencinin Türkçe bilgisini ölçmek için ifade kabiliyetini ölçmüyorsanız, sadece okuduğunu anlamayı ölçüyorsanız, bunu zaten bizim sınavımız ölçüyor ve biz bu sınavdan kurtulmaya çalışıyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı bundan kurtulmak yerine, dediğim gibi, ilköğretimin sonunda üç yıl üstüste Seviye Belirleme Sınavı (SBS) koydu, lisede de benzer şekilde üç tane daha koymak için çalışma yaptıklarını duyuyoruz. Bu son derece tehlikeli bir durum. Biliyorsunuz, dünyada test sınavları uygulaması 1950’li – 60’lı yıllarda ABD’de başladı ve süratle yayıldı. Çünkü objektif bir yöntemdi, değerlendirmesi kolaydı, hızla yapılabiliyor ve oldukça da iyi sonuçlar alınıyordu. O dönem bütün dünya gibi biz de benimsedik. Fakat iyi tarafları yanında bunun eğitim üzerindeki olumsuz etkileri de görüldü. Çünkü teste hazırlandıkça çocukların belli yetenekleri gelişiyor, belli yetenekleri gelişmiyor. Onun için dünya testten yavaş yavaş kaçarak açık uçlu sorularla sınavlara yöneldi. Testi de tamamen bırakmadılar aslında, çünkü testle ölçme değerlendirmenin avantajları var, ama sırf buna dayalı olarak bütün ölçme değerlendirmenizi bunun üzerine kurarsanız bunun olumsuz etkilerini görüyorsunuz. Türkiye de bunun olumsuz etkilerini yeterince gördü ve görüyor. Sonuçta, dünya bundan yavaş yavaş kaçarken tüm sınavlarını “çoktan seçmeli” yapan tek ülke galiba biz kaldık. Amerika’da örneğin testin içinde birkaç paragraflık kompozisyon da yazdırıyorlar. Yani bu ikisinin ortasını buluyor ülkeler: Açık uçlu sorular, fakat kısa ve çözüm yolları net olarak belli. Yani neredeyse bizim sorduğumuz sorulara benzer sorular, ancak altında beş tane cevap şıkkı yazmıyor, “cevabını bulun” deniyor. Yorum yapmayı gerektiriyor, adayın kendisinin düşünmesi gerekiyor. Bu durumda bilmeyenin hiçbir şey yapma ihtimali yok. Bunu yanıtlamak için önce örneğin bir yorum yapacak, bir varsayım yapacak, bir işlem yapacak. Yapacağı işlemler belli, önce iki sayıyı toplaması, sonra bir başka sayıya bölmesi, arada bir yorum yapması lazım. Bunların ne olacağı değerlendiriciler tarafından önceden belirleniyor, değerlendirme kılavuzları hazırlanıyor, bunlar çok sayıda öğretmene veriliyor. Öğrencinin soruda iki tane ara sonuç bulup sonunda da bir nihai sonuç bulması lazım. Sorunun toplam değeri dört puan; ara sonuçların her birini bulana bir puan veriliyor, nihai sonucu bulana da iki puan... Böyle sınavlar yapılıyor dünyada. Ama bizim ülkemizde, sınava katılan bu sayıda öğrenciyle bu mümkün değil. Bunu uygulayabilmek için aday sayısının 500 binin altına inmesi gerekiyor.

- Lise bitirme sınavının anlamı da işte burada ortaya çıkıyor galiba. O durumda üniversite giriş sınavındaki yığılma azalacak, sınav değerlendirmesi de daha kolay olacak?

- Tabii. Sınava başvuran öğrenci sayısı 500 binin altına inerse o zaman sınavı ders düzeyinde yapıyorsunuz. Örneğin bir matematik sınavı yapıyorsunuz. Matematik sınavına bu 500 bin kişinin hepsi de girmeyecek, 200 bini girecek. Çünkü bunların içinde sosyal bilimlerden, meslek liselerinden mezun olanlar olacak, onlar başka dersin sınavına girecekler. Belki kimya sınavına 100 bin kişi girecek. Sonuçta, 100-500 bin kişiye kadar bu dediğim biçimde değerlendirme mümkün. Bugünküne göre çok zor ama mümkün. Biz bugün 1.5 milyon kişiye sınav yapıyor, 6-7 tane makine ile 15 gün içinde değerlendirmeyi bitiriyoruz. Biraz önce söylediğim formatta, 100 bin kişinin girdiği bir sınavın değerlendirmesi için örneğin 500 tane hoca bulsak, her birine 200 kağıt ve iki-üç hafta da süre vermemiz gerekecek. Tabii bir de değerlendirmenin güvenilir olmasını, sağlıklı olmasını sağlayacaksınız, öğrenci bilgileri gizlenecek, hocalar rastgele seçilecek, vs... Bütün dünya bunu yapıyor, Türkiye’nin de yapması lazım.

”TÜRKİYE KOŞULLARINDA DERSHANEYE KARŞI DEĞİLİM!”

Milli Eğitim yetkililerinden son dönem, “Eğitim sistemini değiştirdik, dershanelere gerek kalmayacak, bilgi okulda alınacak” yollu açıklamalar geliyor. Ne diyorsunuz?

Eğitim anlayışında, derslerin verilme biçiminde birtakım yeni anlayışlar getirdiklerini duyuyorum. Ama bizim bir handikapımız da liselerimiz arasında çok büyük farklılıklar olmasıdır. Liselerde herkes için yer var, yani sandalye koltuk sorunu yok. Ama orada da “Anadolu Lisesi’ne gidelim, Fen Lisesi’ne gidelim” diye yine büyük bir yarış var. Bu ayrım da dünyanın hiçbir yerinde yok. Anadolu liselerinin MEB tüzüklerinde belirtilen hedeflerine bakıyorsunuz, tamamen bir genel lise hedefi: “Öğrenciye yabancı dil öğretmek, hayata ve üniversiteye hazırlamak...” Lisenin amacı bu değil mi zaten? Ben diyorum ki o zaman; bütün liseleri Anadolu lisesi statüsüne getirin... Anadolu lisesine bence hiç gerek yok, ayrıca fen liseleri var. Tamam; Ankara, İstanbul, İzmir’de üç tane fen liseniz olur. Yani biraz üstün niteliklere sahip, yetenekli öğrencilerin okuyacağı, böyle prestji liseleriniz olur, bunların sayısı üç olur, beş olur, on olur. Diğer bütün liseler ise eşit seviyede olur. Dolayısıyla liseye göndermek için bir yarışa, iki yıl hazırlığa ihtiyaç yoktur; herkes kendisine yakın, kendi ilinde-ilçesinde, hatta belki kendi semtindeki liseye öğrencisini gönderir. Bunun böyle olabilmesi için bu okulların başarılarının, yani öğrenci yetiştirme olanaklarının, öğretmen niteliklerinin, sayılarının ve diğer fiziksel imkanlarının birbirine çok yakın olması lazım. Böyle olduğu takdirde OKS’yi , SBS’yi tamamen ortadan kaldırıyorsunuz. Ha, üç tane fen lisenize sınavla aday alırsınız. Ona da çok iddialı olan, okullarını birincilikle bitiren, üstün yetenekli örneğin 500 kişi veya 1500 kişi girer, onların içinden 150 kişi seçersiniz. Liselerin bir kere bunu yapması lazım. O zaman dershaneye de ihtiyaç kalmıyor. Hatırlarsanız, üniversite sınavında 1999 yılındaki değişiklikler yapılırken o değişikliklerin amaçları arasında da, “öğrencilerin dershaneye bağımlılığını azaltmak” vardı. Çok iyi, doğru bir amaç, ama amaçlamakla bir noktaya varamıyorsunuz. 1999 yılından önce iki basamaklı bir sınav yapıyorduk; sınavlardan bir tanesi daha çok yeteneği ölçen ÖSS, ikinci basamakta ise daha çok lise müfredatındaki bilgiye dayalı ÖYS idi. İki basamaklı sistemden vazgeçerken, “eğer biz bilgiye dayalı sınav yerine daha çok yeteneğe dayalı sınav yaparsak o zaman öğrenci bilgi edinmek için dershaneye gitmez” varsayımıyla hareket edildi. Fakat bu varsayım tutmadı. Mevcut tablo var olduğu sürece bunun tutmayacağı da belliydi: Öyle bir tablo ki, liseden mezun olanların çok azı üniversiteye gidiyor ve üniversiteler arasında müthiş uçurum var. Bugün öyle yüksek öğretim programları var ki, onlardan mezun olanların hayatı garanti, çok iyi şartlarda iş bulma imkanı var; öte tarafta öyle programlar da var ki, onlardan mezun olduğunuzda iş bulma imkanlarınız lise mezunlarından biraz fazla, iş bulsanız bile elde edeceğiniz ekonomik koşullar son derece yetersiz. Dolayısıyla müthiş bir yarış var. Adaylar öncelikle üniversiteye girmeye çalışıyor, girenlerin içinde de bir hukukçu, bir doktor, bir mühendis olursanız ve bunu da tabii belli üniversitelerin diplomalarıyla elde ederseniz hayatınız değişiyor. Bu tabloda nasıl bir sınav sistemi getirirseniz getirin dershaneyi ortadan kaldıramazsınız. Çünkü sınavda avantaj elde etmek için aday her türlü yola başvurur.

16.06.2008

 Diğer Haberler

Skip Navigation Links.
Collapse 20082008
Collapse 1212
Meslek Liseliler İçin Sistem Sil Baştan Oldu
Meslek Liselilere Sınavsız Geçiş Kaldırılıyor
Collapse 1111
ÖSS'de Test Soru Sayıları ve Kapsamları Değişti.
Collapse 1010
Ek Yerleştirme Sonuçları
Ek Yerleştirme Başvuruları
Collapse 0909
2009 ÖSS Adayları Daha Avantajlı
Burs Veren Kurum ve Kuruluşlar 2008
Bayram Tatili
Ek Kontenjan Duyurusu
Collapse 0606
2009 ÖSS'de Üniversiteli Olmak Daha Kolay
ÖSS Sonuçları 15 Temmuz'da Açıklanacak
ÖSS'de Baraj Puanları Neden Düşürüldü
ÖSS'de Baraj Puanları Düşürüldü
2008 ÖSS Sorular Zor Olmayacak
Kopyaya Cepten Çözüm
Collapse 0505
Üniversitelere 42 Bin Yeni Kontenjan
Polis Akademisi Başvuru Tarihleri
2008 ÖSS Başvuran Aday Sayıları
Kontenjanlar Ne Kadar Artacak
Üniversitelerde Kontenjan Artırımı
ÖSS'de Sistem Değişikliği-MEB'in Teklifi
ÖSS'de Sistem Değişikliği-YÖK'ün Teklifi
Collapse 0404
Eğitimli İtfaiyeciler
2008 ÖSS Başvuruları Profili
ÖSS Başvuruları Neden Azalmadı?
ÖSS'ye 1 milyon 643 bin Kişi Başvurdu
Fen Liseleri Başarılı
Yeni Hukuk Fakülteleri Kuruluyor
ÖSS Başvuruları Son Gün 07 Nisan
Collapse 0303
MYO Mezunlarından Miting
OKS Başvuruları Bugün Sona Eriyor
ALES Başvuruları Başladı
YÖK: Gerekçeli İtiraz - Kontenjan Artırımı
Bazı Bölümlerin Puan Türleri Değişti
Collapse 0202
ODTÜ Matematik Bilgi Yarışması Son Başvuru
Coğrafya ve Arkeoloji
ODTÜ Matematik Bilgi Yarışması
ÖSS Başvuruları Başlıyor
YÖK Katsayı Çalışması 2009'a
Collapse 0101
Tıp Fakültelerinde Kontenjan Artışı
M.E. Bakanı Çelik
Ücretsiz İl Geneli Deneme Sınavı
2008 ÖSS Daha Kolay
Collapse 20072007
Collapse 1212
OKS'de Değişiklik
ODTÜ Anketi
Yüksek Öğrenim Raporu
MYO'lara Kısa Dönem Askerlik
Öğrenciye İndirimli Taşıma
Ağrı Dağı Üniversitesi
11
Collapse 1010
ÖSYM'den Cep Telefonu Yasağı
Collapse 0707
Vakıf Üniversitelerinin Ücretleri
2007 ÖSS Sayısal Bilgiler
2008'de Taban Puanlar Düşecek
2007 ÖSS tercihleri başlıyor
Collapse 0808
2007 ÖSYS Ek Yerleştirmeler
2007 ÖSYS Sonuçları
Uyg. Tek. Bil. Fak. Teklifi

 



Selanik