Uzun İnce Bir Yoldasın!...
“Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum, gündüz gece
Bilmiyorum, ne haldeyim
Gidiyorum, gündüz gece.”
Aşık Veysel
Merhaba Sevgili Gençler,
Geçen sayımızda geçen zamana ve zamanla biriken ve zorlaşan konulara dikkat çekmiştik.
“Peki, gerçekten bu dersler, bu konular mı zordur? Yoksa zorluğun kaynağı başka bir şey midir?” diye de sormuştuk.
Evet arkadaşlar, zaman geçiyor, haftalar aylar ilerliyor. Veysel’in dediği gibi “Gidiyoruz, uzun ince bir yolda!” Ama yine Veysel’in dediği gibi “Bilmiyoruz, ne haldeyiz!”
Daha doğrusu ne halde olduğumuzu bilmeden gidiyorsak bir problem var demektir. (Öyle ya, artık siz 1930'ların 1940'ların Türkiyesinde yaşayan bir halk ozanı değil, 2000'li yılların Türkiyesinde yaşayan, yaşama atılmaya hazırlanan gençlersiniz!) Evet, öncelikle varsa bir problem bunu görelim ve hatalarımızı kabul edelim ki, çözmemiz mümkün olsun.
Öğretmenlerinizin çoğu zaman test soruları konusunda söylediği gibi: "Problemi anlamak, çözmenin yarısıdır."
Bu açıdan önce biz kendimizin, duygularımızın, iyi ve güçlü yanlarımızın, ama diğer yandan kötü ve zayıf yanlarımızın, korkularımızın ve coşkularımızın farkında olalım.
Tanınan, bilinen zayıflıkların giderilmesi, alt edilmesi daha kolay;
sonrası daha kolay…
Tabi, bir şartla: Bu önemsiz, şu çok kolay, bu çok zor; bunu seviyorum da şu dersi sevmiyorum v.s. ayrımlarla, düşüncelerle, bahanelerle üstlerini örtmeyelim, korkularımıza yenilip kaçmayalım.
Onur TULUK