…SEVMEK DE ZOR, SEVMEMEK DE…
“Güçlükler, zamanında yapılmayan işlerin birikmesi sonucunda ortaya çıkar.”
“
Hiçbir şey bilmeyen hiçbir şeyi sevmez. Bir şeyin aslında, ne kadar bilgi varsa, o kadar sevgi vardır...”
Merhaba Arkadaşlar,
Girişte önceleri zor gelen, sevmediğimiz bir dersi veya konuyu sevmeye başlamanın aslında büyük gizemler barındıran bir iş olmadığını söylemiştik.
Yine bazı arkadaşlarınız anlayıp sizin anlayamadığınız konuların ya da derslerin olabileceğini, ama buradaki temel farkın bir zeka farkı olmadığını söylemiştik.
Bir zeka farkı değil, ama bir zihniyet, bir inanç ve yaklaşım farkı olduğu açık. Waitley’in sözünü hatırlayalım: “Zihin, paraşüte benzer; ancak açıldığında işe yarar.”
Evet arkadaşlar, öncelikle bu derslere, bu konulara zihnimizi açacağız. Nasıl mı? Öncelikle “Ben yapamam, ban anlayamam, bu konu beni aşar, bu ders çok zor …” demeyi bırakacağız. Tüm bunların olumsuz, bizi bağlayan, sınırlandıran ön yargılar (batıl itikatlar) olduğunu bileceğiz.
(Meraklısına not: 4 - 5 Yüzyıl önce İngiliz filozofu F. Bacon da bilimin gelişmesi önündeki en büyük engeller olarak İdol adını verdiği batıl itikatlar'dan bahsediyordu. Demek ki, batıl itikatlar ilerlemenin her türüne engelmiş! Lütfen kurtulalım!)
Yan sınıftaki, hatta yan sıradaki arkadaşının anladığı, yapabildiği bir şeyi siz neden yapamayacakmışsınız: Onun sizden ne gibi bir üstünlüğü ya da sizin ondan giderilemeyecek ne gibi bir eksiğiniz var? Zamanında yapılmamış çalışmalar veya yukarıda sözünü ettiğimiz batıl itikatlar(!) dışında…
Ayrıca bakın, “zorluk” diyoruz, “güçlük” diyoruz; “imkansızlık” demiyoruz. Çünkü biliyoruz ki, bunu yapabilen bir çok insan var. Ama yine biliyoruz ki, bu dersler, herkesin yapabileceği basitlikte de değil. İşte zaten sizin farkınızı ortaya çıkaracak olan da bu değil mi? Bu zorluğa/zorluklara rağmen, başarmak.
Yüz yıl kadar önce bir devlet adamı “Bana bu mesele zor demeyin! Zor olmasaydı, mesele olmazdı.” demişti. (B. Franklin)
Yine bütün anlamlı ve en azından kişisel tarihimizde yer ve yankı bulan başarılarımızın kökeninde bir güçlüğün aşılması var değil midir?
Unutmayın: Temelde, limitleri koyan zihinlerimizdir. (Sanırım, dershanemiz katalogunun girişindeki R. Bannister’in yaşanmış hikayesini daha önce okumuşsunuzdur.)
Vakit, zihnimizin koyduğu limitleri kırmanın, ön yargılardan kurtulmanın vaktidir.
Sevgi mi önce gelir, çaba mı?
Yine önemli bir yanılgımız da dersleri sevip sevmemeyle ilgili olandır. “Ben bu dersi sevmiyorum… Şu ders ne kadar sıkıcı… Filanca ders ne kadar saçma…” v.s.
Gerçekten mi?
İyi de sen o dersi saçma olup olmadığını anlayacak kadar anladın mı? Hiçbir çaba harcamadan dersi sevmeni ve anlamanı sağlayacak bir ilham gelmesini mi bekliyorsun? Peki sahiden dünya üzerinde, temelinde çaba ve emek yer almayan bir sevgi var mıdır acaba? Ya siz, anne– babanızın, kardeşinizin ya da arkadaşınızın sizi sevdiğine, size değer verdiğine nasıl karar verirsiniz? Kuru sözlerle mi, yoksa sizin için yaptıklarına bakarak mı?
Peki siz, hani o sevmediğinizi söylediğiniz ders için kaç saatinizi harcadınız, kaç gece uykusuz kaldınız?
Hala "Ama ben bunu sevmiyorum ki!" diyorsun, onun sana kendisini sevdirmesi için beklemekte kararlısın, öyle mi? (Narsist misin, Nesin sen?)
Aşık Veysel’in “Güzelliğin on para etmez, bu bendeki aşk olmasa!” sözünü de hiç duymadın öyleyse sen. Neymiş: "Güzelliği on para etmezmiş, Veysel'deki aşk olmasa!" Yani önce Veysel sevmiş, sevgisi için emek vermiş, sonra sevdiğindeki güzellik ortaya çıkmış; bir anlam ve değer ifade eder olmuş. Yine soruyorum: Peki sen o dersi sevmek için, anlamak için ne kadar çaba sarfettin?
Peki, bu zorluklar nasıl ortaya çıktı?
Evet, arkadaşlar, özellikle zor dediğimiz, zor bulduğumuz derslerin konularının daima biri birine eklenerek ilerlediğini biliyoruz. Öyle ki, konular, kavramlar, ilişkiler, formüller biri birine eklenerek ilerlediği için başlangıçta basit gelen, “Ee, bunda ne var?” dediğiniz konular bir yere gelir, çözümü güç düğümler halini alır. Başlangıçta anladığımız dersi artık anlamaz olursunuz. Birkaç hafta sonra sorulan soruları bile anlayamazsınız.
Buradaki yanlışı hepiniz biliyorsunuz aslında: Başlangıçta hafife aldığınız, tekrar etmeye üşendiğiniz konuların birikmesi ve unutulması sonucunda, artık onlara bağlı olan yeni konuları, yeni bilgileri anlayamamak. Evet, temel yanlış bu.
Bu haftalık bu kadar fırça (pardon rehberlik) yeter. İleriki sayılarda bunu konuşmaya devam edeceğiz. Ama siz şimdilik rehber öğretmenlerinizle de görüşerek, geriye dönük genel tekrarlar yapmaya devam ededurun.
Sağlıcakla …