|
BEKLEYENLER VE YAPANLAR
“Doğru yolda olsan bile, orada oturup kalırsan ezilirsin.”
Will Rogers
Evet, Aşık Veysel’in dizelerini hatırlatalı birkaç hafta oldu. Yani birkaç hafta daha geride kaldı.
'Zamana ben mi çok takıyorum, yoksa siz de benimle aynı fikirde misiniz?' bilmiyorum. Ama zaman dediğimiz şey aslında hayatın ta kendisi değil mi? Zamanla oluyor mu her şey.
“Ben yaşarken oldu herşey.” diyor, bir şair. Evet, biz yaşarken oluyor herşey.
Bizim bu olup bitenler karşısında aldığımız tavır, zamanı değerlendirme biçimimiz, bizi diğerlerinden ayırıyor.
Ya seyreder ve zamanın geçmesini, dersin bitmesini, etüt saatinin gelmesini, teneffüs zilinin çalmasını, arkadaşınızın etütten çıkmasını… v.s. bekler durursunuz.
Ya da öğretmeninizin anlattığı konuyu anlamak için, dergiden konuyu bir kere daha tekrar etmek için, anlayamadığınız noktayı sormak için, verilen ödevi yapmak için… çabalarsınız.
Siz hangisini yapıyorsunuz ya da siz hangi tipten bir öğrencisiniz? "Bekleye- duranlar"dan mısınız, yoksa "çabalayanlar"dan mısınız?
Bir an önce zil çalsa da kantine kendimi bir atsam, arkadaşlarla bir çay içsek, iki çift laflasak mı diyorsunuz; yoksa öğretmenimi görüp şu soruyu bir sorsam mı?
Elbette, dinlenmek herkesin olduğu kadar sizin de hakkınız. Elbette siz de belirli bir süre çalıştıktan sonra, bir dersi tamamladıktan sonra, bir etütten çıktıktan sonra dinleneceksiniz. Ama çalıştıktan sonra… etütten çıktıktan sonra … dersi tamamladıktan sonra… bekledikten sonra değil!
Dahası:
Dinlenme hakkınızı inkar etmiyorum.
Ama bir zihniyet farkından, bir tavır farkından söz ediyorum:
- Gerçekten derse odaklanan, başarıya odaklanan, hedefine odaklanan ve adım adım o hedefe doğru ilerleyen kişinin tavrı ile,
- Sırf zaman geçirmeye çalışan kişinin tavrı arasındaki farktan söz ediyorum.
Sizin tavrınız hangisi? Ne hissediyorsunuz? Ne yapıyorsunuz?
'Bekliyor' musunuz, 'Yapıyor' musunuz?
Onur TULUK
Çırpınan Kurbağa'nın Hikayesi
İki kurbağa süt güğümüne düşmüşler. Birisi biraz çırpınmış ve bakmış ki, kurtulma ümidi yok, bırakmış kendini ve boğularak ölmüş. Öbürü çırpınmaya devam etmiş. Çırpınmış da çırpınmış... Tam kollarının dermanı tükenecekken bir de bakmış ki süt, çırpınma sebebi ile tereyağına dönüşmüş. Denemeye devam etmiş. Sonra tereyağının üstüne çıkan kurbağa bir sıçrayışta kurtulmuş. Dışarı çıktıgında düşünmüş. ''İkimiz birlikte çırpınsaydık daha mı erken kurtulurduk acaba?''
Zamanınızın Efendisi Olmak İçin Tıklayınız...
|