“Para kazanma mücadelesinin ne olduğunu gayet iyi biliyorum. Çalışmanın, mücadele etmenin ne kadar özel olduğunu da biliyorum. Biliyorum çünkü ben bu mücadeleleri en derinden veren insanlardan biriyim. İlkokul yaşantım boyunca pazarlarda limon satarak aile bütçesine katkıda bulunmaya çalışırdım. Ortaokul, lise, üniversite yıllarım da çeşitli yerlerde çalışarak geçti. Kimi zaman kırtasiyede, kimi zaman lokantada, kimi zaman bir pazarda çalışarak aileme destek olmaya, kendi ihtiyaçlarımı aileme yük etmeden çıkartmaya çalıştım.
Sevildiğimde oldu, itildiğimde; övüldüğümde oldu, sövüldüğümde ama, ben onurlu bir mücadele verdiğimi hiç unutmadım.
Hayatın tercihlerden oluştuğunu biliyordum: Çalışmak ya da çalışmamak, mücadele etmek ya da etmemek, sabretmek ya da çekip gitmek.
Ben tercihlerimi, bencil olmadan ve gelecekte bana kazandıracağı şeyleri düşünerek yapmayı öğrendim. İş yaşamımdaki tercihlerim beni bugün uluslararası bir firmada yöneticilik yapacak boyutlara taşıdı. Bugün o dönemlerde verdiğim mücadelelerin beni ne kadar güçlü kıldığını gururla söylüyorum.
Böylesine onurlu bir güce sadece iş yaşamımdaki doğru tercihlerimden sonra ulaşmadım. Ben asıl tercihimi ölüm ve yaşam arasında yaparak güçlendim. Hayatımın baharında kanser olup aylarca ölümle boğuştum. Benimle aynı hastalığa yakalanan bir çok kişi ölürken ben yaşamayı, mücadele etmeyi tercih ettim. Çünkü ben çok özel bir insanım.
Dünyada bir başka Ercan Kaşıkçı yok. Aynı adı soyadı taşıyan birileri olabilir ama benim gibi düşünen, benim gibi özelliklere sahip olan bir başka ben yok. Yani ben tanrının yarattığı eşi olmayan tek insanım ve benden önce beni yaratmadı, benden sonrada beni yaratmayacak. Böylesine ayrıcalıklı yaratılmış iken neden tercihlerimizi pasiflik, güçsüzlük yönünde yapıyoruz ki? Mutlu ya da mutsuz olmak; sağlıklı ya da sağlıksız olmak bize bağlı. Ben hasta iken sağlıklı olma yönünde bir tercih yaptım ve buna inandım.”