1. Konuya ilgi duymama: Aslında bir ÖSS adayının derslerde kendisine anlatılan konulara ilgi duymamak gibi bir lüksünün olmadığını belirtmekle başlayalım. Ama bir konuya gerçekten ilgi duyarak, merakla yaklaşmanın sağlayacağı kazancın büyüklüğü de ortadadır:
Öncelikle, karşınızdaki konuşmacıyı dinleyerek kendine duyduğu saygıyı artırmanız ve dolayısıyla daha verimli ve canlı bir konuşma yapmasını sağlamanız mümkündür.
İkincisi, yeni sözcükler öğrenmeniz ve sözcük dağarcığınızı geliştirmeniz mümkündür. Araştırmalar gösteriyor ki, orta öğrenimini tamamlamış bir kişinin sözcük dağarcığı ancak birkaç bin sözcükten oluşuyor ve günlük yaşamında bunların ancak birkaç yüzünü kullanıyor. Başarılı ve eğitimli bir kişide ise bu sayı birkaç yüz daha fazla olabiliyor. Bu kişilerin başarısı büyük ölçüde sorunlara daha farklı ve fazla çözüm getirebilmesinden kaynaklanıyor ki, bu da bu kişilerin sözcük dağarcığının zenginliği ve dolayısıyla çok yönlü düşünebilmeleriyle ilgilidir.
Üçüncüsü, ilgili ve merak duyarak gerçekleştirilen bir dinlemenin sadece karşımızdaki konuşmacının tarzını ve performansını değil, konuşmasının –mesajının içeriğini de kavramamızı sağlayacağı açıktır. Dolayısıyla “Bu konuşmada benim için ne var?” sorusuyla yaklaşıp konuşmanın değerli anlarını sabırla izleyen kişi kazançlı çıkacaktır.
2. Dış görüntüyle aşırı meşgul olup içeriği kaçırma: Öğretmeninizin o gün hangi kravatını taktığı, çorabının rengiyle pantolonunun renginin uyuşup uyuşmadığı, saçını hangi kuaföre yaptırdığı gibi sorular sizi daha fazla meşgul ediyorsa o dersten pek bir şey anlamayacağınızı söyleyebiliriz. A. Einstein, Princeton Üniversitesi kampusü-ne lastik ayakkabılı, kısa pantolonlu ve çorapsız olarak geldiğinde ders boyunca kıkırdayıp duranlar, onun anlattıklarını kaçırdılar. Etkili ve iyi birer dinleyici olanlar ise anlattıklarıyla ilgilendiler.
3. Konuşmacının sözünü kesmek: Konuşurken sözünüzün kesilmesini istemezsiniz değil mi? Öğretmeninizin anlattığı şeyi anlayana kadar ‘içinizdeki ateşi’ bastırıp sonra, söyleyeceğinizi söylemeniz, sorunuzu sormanız herkes için en iyisidir.
4. Ayrıntılara odaklanıp asıl anlatılmak isteneni kaçırmak: Her konunun bir özü, her konuşmanın bir ana mesajı vardır. Ama siz konuşulanlar içerisinden o an ilginizi çeken ya da size bir olayı çağrıştıran bir ayrıntıya takılıp kalırsanız, konunun özünü elbette kaçırırsınız. Bu nedenle derslerin serbest çağrışım saatleri (!) olmadığını unutmamak gerekir.
5. Anlatılanları anlamaya çalışmak yerine kafamızdaki mevcut taslağa oturtma: Geçen sayımızda aktardığımız Sokrates’in sözünü hatırlamanın tam yeri: “Bildiğim bir şey varsa, o da hiçbir şey bilmediğimdir.” Evet, geçen yıldan veya önceden gelen bir bilgi birikiminiz var elbette. Ama o size yeterli olmamış, onlar sizi başarıya ulaştırmamış. Artık yeni bilgilere, yeni kavramlara, yeni taslaklara zihninizi açma zamanı. Dolayısıyla öğretmenlerinizin anlattıklarını eski şablonlara oturtmaya çalışmak yerine, öğretmeninizin anlattığını anlamaya çalışın.
6. Etkin olmayan bir beden durumu sergileme: “Ben böyle daha dinliyorum.” diye sıranın üzerine iyice kapanan, başını elinin üstüne yaslayan arkadaşlar peşinen uyumaya hazırlanmışlar demektir; kendileri ne kadar aksini iddia ederlerse etsinler.Unutmayın: Fiziksel duruşunuzla zihinsel durumunuz doğrudan bağlantılıdır.
7. Şaşkınlık yaratma: Dersle, konuyla, konuşmayla ilgisi olmayan hareketlere, seslere sebep olma veya göz yumma da sizin konuyu anlamanızı, konuşmadan yararlanmanızı engelleyecektir.
8. Zor ve farklı gelen sözcükleri atlama: Anlamadığınız ya da daha önce hiç duymadığınız bir sözcükle karşılaştığınızda, kopmak ve dinlemeyi bırakmak yerine, not edin ve dinlemeye devam edin; sonra sorarsınız. Bir sözcükten dolayı konuyu anlamamanız söz konusu olmayacağı gibi, konunun özüyle ilgili bir sözcük ise zaten öğretmeniniz onu açıklayacaktır.
9. Duygularımızın mesajı, ana konuyu engellemesine izin verme: Öğretmeninizin anlattığı konu ya da konuşmacının savunduğu fikir hoşunuza gitmeyebilir, siz farklı düşünüyor olabilirisiniz. Ama bu durum dinlemenize ve anlamanıza engel olmamalıdır. Farklı düşünüyor olsanız bile, onu dinleyip anlamak, kendi fikrinizi daha etkili savunmanızı sağlayacaktır; belki kendi yanılgınızın farkına varacaksınızdır.
10. Düş kurma: Ortalama bir kişi dakikada en fazla 150 sözcük söyleyebilir. Oysa 280 sözcüğü anlayabilir. Aradaki bu farktan doğan zaman boşluklarını düş kurarak değerlendirmek de, konuyu zihninizde oturtmak veya not almak için değerlendirmek de sizin elinizdedir. Düş kurmaya başlarsanız bunun kaybına razısınız demektir.
1. Kim konuşursa konuşsun değerli bir şeyler öğrenmek için dinlemek.
2. Mesajı iletene veya iletme tarzına takılmadan mesajın içeriğini izlemeye ve yakalamaya çalışmak.
3. “Etkin sessizlik”i kullanmak, kişi konuşmasını bitirene kadar dinlemek.
4. Ayrıntılara takılmadan, asıl konuyu yakalamak.
5. Konuşmacının hareketleriyle sözlerini eşleştirmek.
6. Dikkatli bir beden duruşuyla kişiye doğru yönelmek.
7. Şaşkınlıkları denetlemek ve elemek.
8. Aşina olmadığınız konu ve kavramlara yoğunlaşmak ve zihninizi zorlamak.
9. Duygusal denetim uygulamak.
10. Düşünme ve anlama hızınızın yüksekliğini, not alarak ve anlatılanları zihnimizde düzenleyerek avantaja dönüştürmek.