|
Merhaba Sevgili Gençler,
"Öğretmeniniz konuyu anlatır. Ve siz daha önce belki birkaç kez dinlediğiniz bu konuyu sıkılarak da olsa bir kez daha dinlersiniz.
Anlamışsınızdır. Ders bitmiştir. Olay bitmiştir.
Gerçekten de bitmiş midir?
Yoksa daha işin başında mıyız?"
Evet, arkadaşlar daha işin ilk adımındayız, daha başındayız.
Bilmek ve öğrenmek
Öncelikle, Sokrates’in meşhur sözünü hatırlayalım: “Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir” diyor, Sokrates. Oysa o çağının-toplumunun en bilge kişisi olarak tanınıyor. Yine de, “hiçbir şey bilmiyorum” diyor; çünkü bir şeyi, bir konuyu bildiğini sanmanın, bildiğini varsaymanın öğrenmenin önündeki en büyük engel olduğunu biliyor.
Hepimiz için öyle değil midir? İster günlük hayatta, ister derslerde anlatılsın, bir konuyu bildiğimizi varsayıyorsak, alıcılarımızı – zihnimizi büyük ölçüde anlatılanlara kapatırız. O anda bazen başka şeyler düşünür, bazen de söylenenlere cevap hazırlamakla meşgul oluruz – anlamaya çalışmak yerine.
Böylece, dersleri öğrenmenin birinci şartı ortaya çıkıyor: Konuyu açık, önyargısız bir zihinle dinlemek.
Özellikle geçen yıllarda da aynı süreci yaşayan, aynı dersleri gören öğrencilerimiz için en temel şart bu olsa gerektir: “Ben zaten biliyorum”culuğu bırakmak.
Gelelim tekrar dinlemeye. Öyle ya öğrenmenin, özellikle de derslerdeki öğrenmenin en önemli yollarından biridir, dinlemek.
Anlamak için aktif dinleme
Dinlemek, bir başkasını, konuşan bir kişiyi izlemek, takip etmek anlamında dinlemek, pasif bir eylemi, bir çeşit eylemsizliği çağrıştırıyor.
Dinleme ile işitmeyi birbirinden ayırdığımızda, dinlemenin aktif bir eylem olduğu görülür. Dinleme, kişinin sesleri bilinçli olarak, bilerek ve isteyerek algılamasıdır. Bu özellikleriyle dinleme, işitmeden ayrılır. Dinlemede de, işitmede de kulak araçtır. Sadece algıladığı sesi beyine iletilir. Beyine iletilen sesler bazen sadece işitilmekle kalırken, bazen de dinlenir. Dinlemenin işitmeden çok farklı bir işlevi vardır. Dinleme beyindeki dinleme merkezinin eğitimi ile ilgilidir.
Dinleme eğitimine dinleme çeşitlerini öğrenmekle başlayabiliriz:
1. Pasif Dinleme: Seslerin bilinçli olarak, ama verilmek istenen mesajın ne olduğunu anlamaya çalışmadan algılanılmasıdır. Örneğin, ders çalışırken müzik dinlemek veya çok gürültülü bir ortamda kulağınıza bazı seslerin çalınması gibi. Dersler açısından, öğrenme açısından en berbat dinleme yoludur.
2. Seçerek Dinleme: Bu metotta dinlediğin şeyde neyi aradığını göz önünde bulundurarak dinleme yapılabilir. Kimileri çok uzun bir konuşmada ilginç sayılabilecek bir veya birkaç konuyu öğrenmek isteyebilir. Bu durumda sadece o bahislerin geçtiği bölümler seçilir ve o bölümler dikkatle dinlenir. Anlatılan konunun ana hatlarını, temel fikri kaçırmamak için bazen hepimizin başvurması gereken bir yoldur.
3. Katılımlı Dinleme: Konuşmacıyı onu dinlediğinizi, onun söylediklerine değer verdiğinizi gösteren bir dinleme şeklidir. Bu tepkiyi kimi zaman sözlerinizde, kimi aman da jest ve mimiklerimizle gösterebiliriz.
4. Duygusal Dinleme: Dinleyicinin söylenenleri, konuşmacının duygu ve düşüncelerine katılarak ve kendisini onun yerine koyarak dinlemesidir. Bazen öğretmeninizin yerine kendinizi koymanız onu ve anlattıklarını anlamanızı son derece kolaylaştıracaktır.
5. Eleştirel Dinleme: Bir ferdin dört yaşından on altı yaşına kadar kazanması gereken bir dinleme şekli de, eleştirel dinlemedir. Eleştirel dinlemede, insana söylenenlerle, kendi dünyasındaki gerçeklerin karşılaştırılması ve bunları değişik açılardan yorumlayıp değerlendirme fırsatı verir. Bu tür dinlemeye ulaşmak için ise, alt yapısının çok sağlam ve yukarıda bahsedilen bütün dinleme becerilerinin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Derslerde ikide birde öğretmeninizin sözünü kesmemek şartıyla yararlanılabilecek bir yoldur.
Buraya kadar anlattıklarımızdan hareketle, etkili bir dinlemenin tam anlamıyla gerçekleştirilebilmesi için, öncelikle iyi bir hafıza eğitimine ihtiyaç duyulduğu ortaya çıkmaktadır. Hafızayı besleyen unsurları kendi içinde tasnife tabi tuttuğumuzda ise, olumlu ve olumsuz etkileşimlerin bir birini iterek veya çekerek hafızada farklı bir yapının gerçekleşmesine sebep olduğunu görmekteyiz. Bu yapılanmayı mümkün olduğunca en olumluya çevirmek için bütün olumsuzlukları, ciddi ve sistemli bir eğitimle en aza indirmenin gerekliliği ortaya çıkmaktadır. İyi bir dinleme için, iyi bir dinleyiciye de ihtiyaç duyulduğu hep göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
Sözlü olarak iletilen mesajların doğru algılanabilmesi ancak aktif bir dinleme ile mümkün olduğu dikkate alınırsa, hem dinleyicinin hem de konuşmacının ortak sorumluluğu paylaşması gerekmektedir. Konuşmacının dinleyenlerin ilgi ve meraklarını sürekli zinde tutmak için, kendi konusuna hâkim olması ve kullandığı dili, etkili ve kurallarına uygun bir tarzda kullanması gerekmektedir.
Buna bağlı olarak, sesinin tek düze olmaması teatral bir anlatım üslubunu, aşırıya kaçmadan gerçekleştirmesi; buna bağlı olarak dinleyicinin de, kimi, niçin, neden dinlediğini ve bu dinlemeden ne beklediğini özümsemesi gerekmektedir.
Bu sayılık sözümüzü Mevlana'nın şu sözüyle noktalıyoruz: "Sen ne söylersen söyle, söylediğin şey, karşındakinin anlayabildiği kadardır."
Onur TULUK
|